ABD ve Rusya tarafından hazırlanan, Ukrayna’daki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan 28 maddelik barış planı, Avrupa’da büyük şaşkınlık yarattı. Metindeki kapsamlı hükümler, birçok Avrupa başkentinde Moskova lehine fazla ödün veren bir yaklaşım olarak görülüyor.Planın şartları, Avrupa’nın kendi güvenlik mimarisi üzerindeki kontrolünü kaybetmesi anlamına geliyor ve Moskova karşısında sahip olduğu bazı önemli baskı unsurlarından da mahrum kalmasına yol açabilecek nitelikte.Bu nedenle AB ve müttefikleri, yaptırımlardan savunmaya kadar özellikle kendi katılımlarını gerektiren başlıklarda bundan sonraki sürece dahil olmak için bastırıyor. AB’nin kendi içerisinde tam bir mutabakat sağladığını söylemek de doğru olmaz.
Avrupalıları doğrudan ilgilendiren müzakerelerdeki kritik başlıklar şunlar: Ukrayna, üyelerini kolektif savunma maddesiyle koruyan transatlantik ittifakı NATO’ya katılmayı uzun süredir hedefliyor. Rusya’nın işgaliyle ağır darbe alan Ukrayna, 5. Maddeyi gelecekteki saldırılara karşı en güçlü caydırıcı olarak görüyor. Ancak müttefikler arasında net bir uzlaşı olmadığı için Ukrayna’nın üyelik yol haritası hâlâ belirsiz. Moskova için ise Kyiv’in NATO’ya kabulü kesin bir kırmızı çizgi.
Geçen hafta sızdırılan taslak planda, Ukrayna’yı kalıcı olarak dışarıda bırakmayı öngören geniş bir madde yer alıyordu:“Ukrayna, NATO’ya katılmayacağını anayasasına işleyecek ve NATO, Ukrayna’nın gelecekte kabul edilmeyeceğine dair bir hükmü kendi tüzüğüne ekleyecek.”Bu ifade, Avrupalılar tarafından çok kötü karşılandı; çünkü pratikte Rusya’ya NATO üzerinde fiili bir veto yetkisi tanıyor ve tehlikeli bir emsal oluşturma riski taşıyor.Avrupalılar, NATO’yu ilgilendiren tüm kararların yalnızca NATO müttefikleri tarafından alınması gerektiği konusunda ısrar ediyor.(Tabi ister istemez Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un- 2019 yılında ABD’nin NATO’ya danışmadan Suriye’den askerlerini çekmesini eleştirerek, NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti- sözlerini anımsatıyor.
Avrupa Birliği, Rusya’nın savaşı finanse etme kapasitesini zayıflatmak amacıyla Moskova’ya karşı 19 yaptırım paketi yürürlüğe koymuştu.Bu yaptırımlar oldukça kapsamlı ve karmaşık; ithalat ve ihracattan bankacılığa, enerjiden ulaşıma, savunmadan hizmetlere ve medyaya kadar geniş bir alanı kapsıyor. Ayrıca Rusya’ya destek vermekle suçlanan 2 bin 700’den fazla kişi ve kurumu kara listeye alıyor.Yaptırımların gevşetilmesi, Kremlin’in istek listesinde en üst sıralarda yer alıyor.
Mart ayında yapılan ilk girişim Brüksel tarafından net bir şekilde reddedilmişti. Şimdi ise yeniden girişimde bulunuluyor ve 28 maddelik plan, yaptırımların “aşamalı olarak ve tek tek değerlendirilerek” kaldırılmasından bahsediyor.Bu ekonomik nefes alma alanının gerçekten sağlanıp sağlanmayacağı büyük ölçüde AB’ye bağlı. Çünkü AB, Batılı müttefikler arasında en geniş yaptırım rejimini yöneten aktör durumundaYetkililer ve diplomatlar, yaptırımların bu kadar hızlı gevşetilmesine sıcak bakmıyor ve Rusya’nın Ukrayna’ya yeniden saldırmayacağına dair hiçbir garanti olmadan geri adım atılmasını riskli buluyor.
AB’ye en büyük manevra alanını sağlayan yaptırım, Rusya Merkez Bankası’na ait varlıkların dondurulması oldu. Birlik topraklarında bloke edilen bu varlıkların değeri 210 milyar euro gibi devasa bir miktara ulaşıyor.
Geçen hafta yayımlanan 28 maddelik planda: Taslak, varlıkların iki ayrı yatırım fonuna bölünmesini ve bunun hem ABD’nin hem de Rusya’nın ticari olarak yararlanmasına izin vermesini öngörüyor.Bu durum, varlıkları Rusya’yı savaşın yol açtığı zararı ödemeye zorlamak için en güçlü araç olarak gören Avrupalılar arasında öfke ve hayal kırıklığı yarattı.28 maddelik plan ayrıca, Rusya’nın yeniden G8’e davet edilmesini öngörüyor. Bu adım, Putin’in uluslararası arenadan ve büyük küresel güçlerden izolasyonunu fiilen sona erdirecek bir hamle olarak görülüyor. ABD Başkanı Donald Trump da Rusya’nın geri alınmasını açıkça desteklediğini söylemişti.
Rusya, 2014’te Kırım’ı ilhak etmesinin ardından süresiz olarak G8’den çıkarılmıştı. Ancak oy birliğiyle karar alan bir yapı olan G8’e Rusya’nın geri dönmesi için Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Kanada ve Japonya’nın yanı sıra AB’nin de onayı gerekiyor. Rusya’nın dönüşü, Ukrayna’ya saldırısı nedeniyle uygulanan izolasyon politikasının başarısızlığı anlamına geleceği için bu ülkeler açısından ciddi bir geri adım olur.Analistler, böyle bir adımın Putin için siyasi bir af niteliği taşıyacağını savunuyor.
Moskova, Ukrayna’nın NATO’ya katılmasına kesinlikle karşı çıkıyor ancak ülkenin AB’ye üyeliği konusunda çok daha sessiz. Washington ise bunu Kiev için bir tür “teselli ödülü” olarak destekliyor.
28 maddelik planda, “Ukrayna, AB üyeliğine uygundur ve bu konu görüşülürken Avrupa pazarına kısa vadeli imtiyazlı erişim elde edecektir,” deniliyor. Oysa Brüksel, üyeliğin tamamen “liyakat esaslı” olduğunu, siyasi pazarlıkların veya dış anlaşmaların sonucu olmadığını vurguluyor. Yaptırımlar gibi, üyelik de tam oy birliği gerektiriyor.Ukrayna, yapısal reformlar sayesinde teknik olarak ilerleme kaydetmiş olsa da Macaristan’ın vetosu, ülkenin bu yıl hiçbir adım atamamasına yol açtı.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, hafta sonu yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın gelecekte hangi ittifakların parçası olacağına dış baskıların değil Kiev’in kendisinin karar vereceğini söyledi.Von der Leyen, “Ukrayna kendi kaderini seçme özgürlüğüne ve egemen hakkına sahip olmalıdır. Onlar Avrupa yolunu seçti,” dedi. Pek inandırıcı olmasa da, şartların zorluğu Ukrayna ve Ukraynalıların bölünmüşlüğünü, çaresizliğini çözüme yakın durulduğunu hissettirmiyor.