Nerede bir yoksul çocuk varsa ona sahip çıkmak insanlık görevidir. Bu çocuk Afrika’da, Gazze’de, Siri Lanka’da, Arjantin’de olsun, dili dini ne olursa olsun fark etmez. Bu çocuğa, çocuklara yardım etmek, onları doyurmak, eğitmek insanlığa kazandırmak görevdir. Burada çocuğun dini dediğimiz zaman annesinin babasının dininden söz ediyoruz. Kundaktaki bebek, üç yaşında beş yaşındaki çocuğun din anlayışı zaten olmaz.
Bu yaklaşıma aykırı durumlar olabilir mi? Tabi ki olabilir. Sudan’da çalışırken başkent Hartum’da büyükelçiliğimiz kimsesiz çocuk yuvalarına destek için çalışanların eşlerinden yardım istedi. Biz hangi yuva olursa olsun destek olduk. Hatta eşimle oradaki güzel çocuklardan birini evlat edinip Türkiye’ye getirmeyi bile değerlendirdik. Başkentteki bazı aileler yuvaların sahibi veya yöneticileri “Müslüman” olmayanlara yardım etmedi. Kendilerine “bunlar çocuk, din anlayışı yok ki” dediğimizde şöyle bir yanıt aldık; bugün için öyle ama büyüyünce Hristiyan olacaklar. Bu sözleri duymak bizi çok şaşırttı. Şaşırmayanlar oldu mu derseniz, tabii ki bu bir görüş.
Yoksullukla mücadelede bazı kesimlere tam destek vermek ile bazı kesimleri görmezden gelmek arasındaki yelpazede yer alanlara söylenecek bir tek söz olabilir: yoksul çocuklara destek olmak insani bir görevdir.
Gazze’de çocukların açlıktan ölmesine seyirci kalmak, çoluk çocuk, anne, nene ayırımı yapmaksızın hepsini bombalayıp öldürmek insanlık suçudur. Kişisel inancıma göre de bu katliamlar bumerang gibi yapanlara er geç geri dönecektir. Bir gerçek var ki, bu katliamı emreden Netanyahu’ya karşı çıkanlar da vardır ancak ülkelerinde muhalefette oldukları için sesleri duyulamıyor
Kaçak göçmenlerin ülkemizde demografik yapıyı zedelediğinden söz ettik. Ancak burada bir gerçek var ki, Avrupa Birliğinin de maddi desteğiyle çocukların Türkiye’de okula gönderilmesi, her bir çocuğu Suriye’de Türkiye elçisi durumuna getirmiş olacak. Bu konuda zaten avantajlı durumdayız. Neden diye sorarsanız, komşularımızla hudutlar çizilirken orada yaşayan halklara soru sorulmadı. Hudut çizildi, bir aile bir tarafta kaldı, kardeşler öbür tarafta. Bu nedenle de 10 yıldır Türkiye ile Irak ve Suriye sınırlarından diğer tarafa bayramlarda, seyranlarda, düğünlerde binlerce kişi geçti.
Daha önce Suriye’de Halep’ten Şam’a kadar gittim, geldim. Hudutta konuşmasa o kişinin Türk veya Suriyeli olup olmadığını anlayamazsınız. Kaldı ki, Suriyeli Türk mü, Arap mı, Ermeni mi orasını da bilemezsiniz. Hepsi Türkçe de konuşur, Türkiye’yi de sever Türkleri de… Tabii ki teröristler hariç.
Suriye’deki “iç savaş” görünümünde ABD tarafından geliştirilen rejim değişikli operasyonu farklı sonuçlanacak. Kanımca Türkiye’nin etkisiyle “Suriye Federatif Devleti” yani federasyonlardan oluşan bir devlet yerine “tek devlet, tek bayrak, tek ordu” ilkesine uygun bir Suriye Devleti kurulmasına doğru gidiyor. Tek ordu anlayışı sözleşmesine imza atan ancak entegrasyon aşamasına geçmeyen Suriye Demokratik Güçlerinin lideri Mazlum Abdi zor durumda. Daha önce Trump’ın Erdoğan’a yolladığı mektupta General Mazlum dediği, Beyaz Saray’da ağırladığı Mazlum Abdi ya havaya girdi ya da ellerindeki olanakları yitirecekleri, dolar kazançlarını kaybedecekleri için entegrasyondan kaçındı ancak muhtemelen yolun sonuna geldi.
Trump görevde ilk yılını doldurduğu zaman yaptığı basın toplantısında, bir soru üzerine “Kürtlere inanılmaz miktarda para ödendi, onlara petrol ve diğer şeyler verildi. Yani bunu daha çok kendileri için yapıyorlardı, bizim için yaptıklarından daha fazla. Ama biz Kürtlerle iyi geçindik ve Kürtleri korumaya çalışıyoruz.” dedi. Bu ne demek, “para verdik, ceplerini doldurdular” demek. “Ve diğer şeyler” dediği zaman bu sözün içinde uyuşturucu da var mı acaba?
Tüm dünya biliyor ki PKK ve yan örgütleri Türkiye’de ve dünyada uyuşturucu tedarikçisi ve dağıtıcısıdır. Bu işi yapanların bir kısmının eşi Türkiye’de siyaset yaptı, milletvekili bile oldu.
PKK/YPG’nin bir de askeri kanadı var. Türkiye’de sivillere, polis karakollarına ve askerî hedeflere karşı intihar saldırıları, silahlı ve bombalı saldırılar düzenleyen bir terörist grup.
Çocuk kaçıran YPG’ye destek olmak Türk insanına yakışmaz. Görevimiz yaşı ne olursa osun çocuklara sahip çıkmak ve onları özgür bir ortamda eğiterek topluma, insanlığa kazandırmak.
Türkiye’nin olayları sakin ve soğukkanlı yönetmesi başarılıdır.
