Siyasi partilerin halka seslenişi ve ülkelerin birbiri ile ilişkilerde söylemleri son 25 yılda farklılaştı.
Kısaca açayım; siyasi liderler halka ne derse onu yapardı. Son örneklerden birisi Süleyman Demirel’dir. Ne vaat ettiyse çoğunlukla yaptı. Süleyman Bey için 1996’da şöyle bir yorum yapmışım: “Süleyman Demirel’in yaptıkları ve yapamadıkları tartışılabilir. Ancak, iktidar olmak için, sandıktan çıkmaktan başka hiçbir yöntemi denememiş bir siyasetçi.
Bazı ülkelerde liderlerin bir kısmı sandıktan çıkmak için farklı yöntemler izlediği gibi, bir kısmı da seçimleri erteledikçe erteliyor, iktidar erkinin olanaklarını sorumsuzca kullanıyor. Bunlardan ikisi Ukrayna devlet başkanı Zelenskiy ve İsrail başbakanı Netanyahu.
Bizim siyasetçilerin vaatleri ile gerçekleştirdikleri, şimdi vaat ettikleri ile daha sonra yeniledikleri birbirini tutmayabiliyor. Bunun bir nedeni siyasetçilerin günlük yaşıyor olmaları olabilir mi acaba? Toplumsal hafızamız eskiden 19 gündü. Sanırım toplumsal hafızamızın süresi daha da kısaldı. Nedeni de günlük olayların çok değişik ve sayısal olarak fazla oluşu, zihnimizde tutacağımız bilgi saklama küpünü çok kısa sürede dolduruyor.
Bilimsel olarak bakarsak, toplumsal hafızanın tanımı şöyle: “Ortak bir tutum, davranış ve psikolojiye sahip olmamıza imkân veren; başkalarıyla paylaşılan duygu, düşünce ve değerlerin sağladığı verilerle oluşan bilişsel dünyadır. İnsan birlikteliklerinin ortak tecrübelerinin, belirli bir sistematik işleyişle saklanmasını ifade eder.” Bilişsel sözcüğü “zihnin bilgiyi işleme, algılama, öğrenme, hafıza, dikkat ve problem çözme süreçlerini ifade eden” bir terimdir
Televizyonlarda gözaltına alma ve tutuklama olayı ele alındığında belediye başkanları için yolsuzluk iddiaları, şarkıcılar ve toplumda öne çıkan işadamları ve işkadınları için uyuşturucu madde kullanma iddiaları har gün kamuoyunu meşgul ediyor. Esra Erol’dan Songül Karlı’ya, Müge Anlı’dan Aslı Cankat’a, Ece Erken’e dek birçok başarılı sunucu ev kadınlarını televizyona kilitliyor. Trafik kazaları, kadına, sürücüye şiddet haberleri insanın içini acıtıyor. Akşam da bir yanda içi gerilim dolu diziler diğer yanda İran’a yapılan saldırılar ve İran’ın yanıtı her evde ön planda. Gazze katliamı sanki unutuldu. Şimdi bazı televizyonlar Körfez ülkelerinden sürekli canlı yayın yapıyor. Peki bu yayınlardan birşeyler öğrenebiliyor muyuz?
Görünüşte üniversitelerde görev alan, bazı vakıflarda yönetici durumundaki bazı akademisyenler Orta Doğu haritasının önünde anlatıyorlar da anlatıyorlar. Birbirleri ile çatışmadan olayları yorumluyorlar. Bir kısmı dolaylı olarak Amerikalılara, bir kısmı da İranlılara dönük yönlendirme yapıyor. Dikkatimi çeken bazı noktalar oluyor: Örneğin bir TV’de Hürmüz boğazının haritası vardı.
Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) gözardı ederek yarımadanın İran’a doğru çıkan sivri parçasına Umman yazmışlar. Halbuki gerçek harita öyle değil. Bir diğer TV’de ünlü sunucu Yemen yerine Sudan’ı gösteriyor. Editörlerin sunuculara bilgi vermesi gerekli ama akademisyenlere ne yapsınlar? Önlerine konan neyse onun üzerinden konuşuyorlar. Bir akademisyen bile elindeki akıllı telefonun harita uygulamasından durumu kontrol etmemiş veya edememiş.
Bir de Trump olayı var ki, adamın bir söylediği diğerini tutmuyor. Bir de ne derse tersini yapıyor. İran’ı yakacağım diyor, sonra duruyor, ara vermişken asker yolluyor, o susuyor İsrail bombalıyor. Dünyanın tüm medyasında başrolde ABD başkanı Donald Trump. O da seçim yolunda başarı peşinde. Trump gittikçe daha şiddetli saldırı içinde.
Kısaca özetlersek; siyasiler günübirlik yaşıyor, koltuğu korumaya çalışıyorlar. Trump gibileri çıkarları için milyonları öldürüyorlar. Ülkemizde partiler mahkeme TV’de canlı yayınlansın diyorlar, meclise önerge gelince hayır diyorlar. Yüzlerce örnek vermek olası.
Ortada garip bir gelecek durumu var ama bu gelişmenin sonu acaba TV’lerdeki dizilerde gerginliklerde ters köşe yapılması gibi mi olacak? Hangi köşe, bunu zaman gösterecek.