İçinde bulunulan şu günlerde meteorolojik tahminlere göre tarımsal üretim faaliyetlerinin sürekliliğinin korunması ve olası kayıpların asgari düzeye indirilmesi amacıyla üreticilerin zirai don riskine karşı gerekli tedbirleri almaları önem arzeder.
Burada ilgili bölgenin hangi zaman boyutunda bahsedilen risklere maruz kalacağıdır. Tabiatta gelişmelerin hava tahmin durumu ve raporları çerçevesinde değerlendirilmesi yol belirleyicidir.
Uluslararası ilişkiler ve siyasetinde doğa gibi bir seyir söz konusu değildir. Dolayısı ile yazılı veya geleneksel kurallar ortada iken joker anlamında kabul gören fazla sayıda değişkenlerin(siyaset, finans, diplomasi, güç vb)sistemin içindeki bileşenler olarak yine de savaşlar süreçlerinde türlü kontrol dışı gelişmeler ve belirsizlikleri havidir. Böyle bir ortamda haliyle sağduyu yerine zamana bağlı birikimler, geçmiş ve vaki hoşnutsuzluklar ‘psikozu’ öne çıkar.
Dünya jeopolitiğinin bozulma işaretlerini verdiği ‘soğuk savaş’ döneminin kuluçka dönemi, 1979 yılında ABD’nin İran’da yaşanılan rehineler krizi sonucu seçimi kaybeden Jimmy Carter yerine yeni başkan seçilen Ronald Reagan dönemi(1981) ile başladı. Nitekim “Star Wars” projesi ile Reagan Gorbaçov Sovyetler Birliğinin tasfiyesi(1991) ile sona erdi.
Çok geçmeden Milenyum öncesinde görünen Dünya jeoekonomisinin o günlerin şartları doğrultusunda devletlerin jeopolitik hedeflerine ulaşmak, küresel güç dengelerini etkilemek ve ulusal çıkarlarını korumak amacı ile ekonomik araçları (ticaret, finansal yaptırımlar, enerji, yatırımlar stratejik silah olarak kullanma konusunda ABD’nin ‘bilmem kaç adım’ önde bulunduğuydu.
2000’lerin başından 2026’ya. Sermaye mıknatıs gibi Doğu’ya kayıyor. Batı’da biriken asırlık servet Çin’e aktı. Her dolar bir fabrikaya bir ar-ge merkezine dönüştü. Hem de Batı çevrecilik ve maliyet bahaneleri ile sanayii terk ederken. 11 Eylül sonrası intikam sarhoşu ABD, Afganistan, Irak ve Suriye bedeli 8 trilyon usd(Brown Üniv.2025) askeri enerjiyi Orta Doğu’da tüketiyor.
Geçmiş dönemlerde asırlar müddetince Devleti Aliyye’nin savaşlara müdahil olma sebepleri ile Birleşik Devletlerin hakeza aynı konuda konumlarının incelenmesi ilginç olurdu. Son 4 sene içinde vuku bulan Ukrayna ve İran operasyonlarına ilgili analizler dahi ABD’nin ‘Tayvan’, ‘Venezuela’, ‘Grönland’, ‘Küba’ vb hassasiyet kurgularının küresel niteliğini ortaya koyuyor.
Küresel istikrarın temininde Trump dönemlerinde(bilhassa 2.dönem) öne çıkan MAGA söylemli, dış politikaya yansıyan dalgalı stratejik dil ABD’nin ve de AB’nin karşılıklı ittifak ilişkileri nezdinde güvenilirliğini aşındırıyor. Daha da önemlisi, bu belirsizlik küresel sistemde ciddi kırılganlıklar üretiyor. Ancak aynı tertip olasılığı bugün Avrupa Birliği merkez bürokrasisinin ve üye devletler nezdinde yaşanan sıkıntılar için dahi öne sürülebilir.
Enerji fiyatlarından tedarik zincirlerine, finansal piyasalardan savunma harcamalarına kadar geniş bir alanda risk primi yükseliyor. ABD’nin iç siyasi dengelerini yönetmekte zorlanması, küresel sistemin taşıyıcısı olma kapasitesini de tartışmalı hale getiriyor.
Bugün Washington’da yaşanan derin kriz ABD’nin dış politikasına dair tercihlere dayalı bir tartışmanın çok ötesinde, Amerika sağının kimliğini yeniden tanımlama mücadelesi. İran Savaşı bu mücadelenin katalizörü haline gelmiş durumda ki bu iç siyasi gerilim derinleşirse, ABD yalnızca dış cephede değil, kendi içerisinde stratejik yönünü kaybeden bir güç haline gelebilir. İhtimal 21. asrın en kritik sorularından birisidir.