Boş konuşanlar önde mi?

İtalyanca bir söz vardır, “omerta”. Omerta Türkçe sessizlik demek. Peki omerta İtalya’da ne için kullanılıyor: mafyanın sessizlik yeminini bir başka ifade ile suskunluk yasasını temsil ettiği için. Kısaca tanımlarsak yetkililerle işbirliği yapmak yasak, bir suça tanık olunsa bile polise bilgi vermek yasak, bu kurallara uymayanın adı hain. İtalya’da mafya ile mücadele on yıllar aldı, birçok savcı polis öldürüldü ama İtalya mafyayı kontrol altına almayı başardı.

Mafyanın suskunluk yasası başka yerlerde de uygulanıyor mu? Tabii ki evet.  Paranın harcandığı birçok yerde etik olmayan biçimde harcama yapanlar, ihaleyi alanların önemli bir kısmı işlemlerinden “komisyon veya bağış” adı altında pay alıyor, almayı sürdürüyor.

Bu durumun yeni olmadığını, ta Osmanlı’nın yükseliş döneminden beri toplumsal yaşama bir virüs gibi girdiğini söylemeliyim.  Mustafa Kemal’in Osmanlı’nın son döneminde memurların liyakatsizliğinin, acizliğinin ve şahsi çıkarları koruma kaygısıyla hareket etmelerinin Osmanlı Devleti’nin çöküşünde etken oluğunu birçok kez vurguladı. Türkiye Cumhuriyeti kuruldu, devlet teşkilatı, hukuk sistemi ve ülkeyi kalkındıracak gençlik eğitildi, işçisi köylüsüyle ülke dünya medeniyetleri ile yarışa girişti. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bu yarışta ellerinden geleni yaparken, vatandaşlığını yabancı ajanlığı için kullanan, yapılan her olumlu girişimi baltalamaya çalışan, devleti parçalamak için isyan çıkaran, askerimizi, sivilimizi öldüren oldu. Devlet onlara gereken cezayı verdi.

Gel gelelim 1975’lerde önce yurt dışındaki diplomatlarımızı öldüren Asala örgütü peydahlandı. Başarılı olamayınca bu kez askeri, sivili, bebeği, öğretmeni öldüren içinde terörist Ermenilerin yoğun olduğu PKK’yı ürettiler. Sistem çalışıyordu, yıllar sonra Hristiyan teröristlerce cihatçı IŞİD’i kurdular. 

Osmanlı’nın son dönemlerindeki meşhur bölücü ajanlar vardı, bir kısmı da Müslüman görünümlü olup Saraya danışman bile olmuşlardı.  Aynı yöntem Fetö Terör Örgütü diye tanımlanan örgüt gelişmesinde de kullanılmadı mı?  Üstelik Fetöcüler her kuruluşa onlardanmış gibi sızdılar yani her partiye, askeriyeye, devletin tüm kurumlarına, sivil toplum örgütlerine… Görünüş böyle ama kendi aralarında dayanışma içindeydiler, Atatürkçü gözüküp Atatürkçüleri “Atatürk düşmanı” diye kurumlarından attılar.

Evet, Türkiye sürekli “kontrol altına” alınma çabalarının içinde. Bazılarının kodları var. Kimisi 700’lü kodla anılıyor, kimisi 300’lü kodla. Bu kodları sırayla mı verdiler, yoksa görev alanlarına göre kategorik kodlar mı verildi bilemeyiz. İlkokuldan başlayarak geliştirilen ajan Fethullah Gülen, yani Erzurum’da bir ilkokulda bazı günler siyah araba ile mahallesinden alınıp götürülen bir çocuk ilkokulu terk etti, sonra 1966’da İzmir’de ortaya çıktı. Ancak bu arada nasıl yetiştirildi ise dünyadaki en etkili örgütlenmelerden birisinin başına geçti, adını kullanarak hala örgütlenme çabası devam ediyor.

Evet, “sessizlik yemini” ile başlayan örgütlenmeler kendilerine göre, yani örgütlenme bakımından başarılı olabiliyor. Ancak elemanlarını ne kadar eğitirlerse eğitsinler Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda canlarını orta koyan Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve halkımızın sonraki nesillerin genlerine işleyen mesajları bir türlü silemiyorlar. Şunu unutmayalım; özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir sözü her gencimizin gelecek özlemidir. İzmir’in dağlarında çiçekler açar sözü de ülkemize doğasıyla ve özgürlüğüyle sahiplenmemiz gerektiğini ortaya koyar.

Peki, terörsüz Türkiye diyerek teröristin arkasında durmak olur mu? Üstelik 50 bin vatandaşımızı öldüren teröriste barış önderi diyenlere ne demeli. Katil teröriste, muhtemelen özel bir ajana “barış süreci koordinatörü” yapalım diyen, yarın da ona bakanlık verelim memlekete barış gelsin bile der.

Kodu olan olmayan her ajanın söylemi ise kuklanın ipini tutanların yazdığı senaryo gereğidir. Bilemedikleri ve anlayamadıkları gerçek de; her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının Türk milletinin bir parçası olduğunun bilincinde olduğu, kökeni ne olursa olsun Türk’üm demekle sonsuza dek bağımsız kalacak bir ülkenin ferdiyim demek istediğidir.

Önceki İçerik

İskender Odabaşoğlu

Diğer Yazarlar