Tekno-Feodal

Geçende bir yayında yer alan röportaj haberinin önce başlığı olmak üzere ve altında yazılı satırları hayli dikkat çekici idi; “Kapitalizm’in kalbi durdu, Tekno-feodalizm başladı.”

Yunanistan’ın eski maliye bakanı ve ekonomist Yanis Varoufakis “Feodalizm’i hayal edin: Beyler toprağa sahipti ve serfler o toprağı işler, ürün ya da emek olarak kira öderdi. Kapitalizm, kapitalistlerin makinelere ve fabrikalara sahip olduğu ve emeklerini satan işçilere ücret ödediği bir sistem olarak ortaya çıktı. Teknofeodalizm ise şu anlama geliyor Beyler(Bezos, Zuckenberg, Pichai) buluta yani modern hayatın tamamının gerçekleştiği dijital zemine sahip. Siz ve ben bulut serfleriyiz.”

Dijitalleşme, sosyal hayatın farklı boyutlarının dijital erişim ve medya araçları etrafında şekillenmesidir. Gerçekten post-endrüstriyel süreçte dijital, ağlar, devasa iletişim trafiği ile 1970’ler sonrası toplumunu tanımlamak için kullanan çok sayıda sosyolog vardır. Enformasyon toplumunun bir kavram olarak kullanımı öncelikle Yoneji Masuda(Japon)nın Post-Endüstriyel Bir Toplum Olarak Enformasyon Toplumu çalışmasında(1981) görülebilir. 

Ardından Webster, Castells, geçenlerde kaybettiğimiz Habermas,Toffler, Giddens gibi isimler enformasyon toplumu ile ilgili çalışmaları nitelik ve nicelik bakımından desteklemişlerdir.

Castells’e göre enformasyon toplumunu klasik dönemden ayıran, bilginin üretiminin toplumsal yapıların merkezine geçmesidir. Sanayi toplumu büyümeyi hedeflerken enformasyon toplumu teknolojik gelişmeyi hedeflemektedir. Toplumun enformasyonla yoğun ilişkisini belirleyen iki temel özellik; üretim biçimini enformasyon teknolojilerinin gelişim ve yayılmasına ile altyapısını bu üretim biçiminden en üst düzeyde verim almaya odaklamasıdır. 

Bu durum Braudel’in ‘kapitalizmin kısa tarihi’ adıyla derlenen konuşmalarında kapitalizmin mutlak sonuç olduğunun idrak edilmesini sağladığının bir anlamda teyidi sayılır.

Yeni Teknofeodalizm’de üretim ilişkileri yok olmamış; dijitalleşerek daha karmaşık ve görünmez bir hal almıştır. Emek üzerindeki bağımlılık çözülmemiş, yeni araçlar ve yeni biçimler üzerinden derinleşmiştir. Tarihsel olarak hiç bir toplum, üretim ilişkilerinden bağımsız var olamamıştır. Günümüzde değişen şey, üretim ilişkilerinin ortadan kalkması değil; dijital kapitalizm içinde yeniden biçimlenmesidir. Yoksa bağımsızlık ile emek arasındaki bu bağ, yalnızca tarihsel bir tespit değil; günümüzde farklı bir biçim altında yeniden karşımıza çıkan bir gerçeği vurgular.

Tarihsel süreç içinde bu ilişkiler, her toplumun kendi koşullarına göre farklı biçimler aldı. Dönüşümler de her ülkede aynı zamanda ve aynı hızda gerçekleşmedi. Ortaçağ’da köylü toprağa bağlıydı, efendisine vergi veriyordu. Bugün işçi dijital platforma, çiftçi sözleşmeli tarıma, öğretmen puan sistemine, yazar algoritmaya bağlı. Emek  biçim değiştirdi fakat zincir kaybolmadı; yalnızca benzeş hale geldi. Kimse zorla çalıştırılmıyor bireysel olarak kendi hesabına gönüllü olarak sistemin dişlisi oluyor. Eski Feodaliteyi, toprağa bağlılık yenisini veri ve algoritma bağımlılığı belirliyor. Bu durum emeğin doğrudan üretimden uzaklaşıp kullanıcı davranışlarını yönlendiren dijital etkileşim(tıklama, beğenme, paylaşma, yorum yapma, ekranda kalma süresi, arama yapma) süreçlerine kaydırılmasına işaret eder.

İşte Varoufakis’in ileri sürdüğü tez, bu yapının kullanıcıları verilerini ve davranışlarını sürekli dijital platformlara sunan ve karşılığında gerçek bir mülkiyet ya da kontrol hakkı elde edemeyen “bulutun serfleri”ne (eski köylülerin yerine geçen kullanıcılar) çeviren bir tekno-feodal düzene evrildiğini savunuyor.

Demir Uzun

Diğer Yazarlar