Uzm. Dr. Gülşah Keçebaş, hantavirüsün en yaygın bulaşma şeklinin kuru tozların süpürülerek havaya karışması olduğunu vurguladı
İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Bilim Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. Gülşah Keçebaş, kemirgenlerden insanlara bulaşan ve son dönemde küresel boyutta dikkat çeken hantavirüs hakkında hayati uyarılarda bulundu. Hantavirüsün genetik akrabalarının aksine kene veya sivrisinek gibi eklembacaklılarla değil, kemirgenlerle taşınan bir RNA virüsü olduğunu belirten Uzm. Dr. Gülşah Keçebaş, virüsün segmentli yapısının farklı suşlar arasında genetik parça değişimi riskini doğurduğunu ifade etti. Bu durumun virüsün aniden daha bulaşıcı veya daha hastalık yapıcı bir forma evrilme potansiyelini açıkladığını söyleyen Uzm. Dr. Keçebaş, virüsün insan vücudundaki zararına ilişkin şunları kaydetti: “İnsan hastalığında verdiği zararın büyük kısmı doğrudan hücrelerimizi parçalamasından değil bağışıklık sistemimizi bozma mekanizmalarıyla ilişkili. Bağışıklık sistemimizde yarattığı bu bozulma ile akciğerlerde ve böbreklerde hasar yaratarak hastalık meydana getirir.”
Tarihten günümüze: Bilinmezden bilinebilirliğe
Hantavirüslerin tarihini ekolojik dengenin insan sağlığı üzerindeki etkisinin en somut örneği olarak tanımlayan Uzm. Dr. Keçebaş, benzer hastalık tablolarının modern tıptan çok önce M.Ö. 960 yıllarında Çin’de kayıt altına alındığını belirtti. Virüsün modern tıp dünyasınca ciddiyetle ele alınmasının Kore Savaşı ile olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Keçebaş, 1976 yılında Dr. Ho-Wang Lee’nin virüsü ilk kez izole etmeyi başardığını ve vakaların görüldüğü Hantaan Nehri’ne atfen “Hantaan Virüsü” adının verildiğini aktardı. Uzm. Dr. Keçebaş, 1993 yılında ABD’de yaşanan ani genç ölümleriyle virüsün akciğerleri tutan formunun (HPS) ilk kez resmi olarak tanımlandığını dile getirdi.

“Türkiye’de tablo kontrol edilebilir”
Türkiye’deki vakalara da değinen Uzm. Dr. Keçebaş, ülkemizde hantavirüs varlığının ilk kez şubat 2009’da Zonguldak ve Bartın bölgesinde rapor edildiğini hatırlattı. Türkiye’deki vakaların Amerika’daki ölümcül akciğer formunun aksine genellikle böbrek tutulumuyla (HFRS) seyrettiğini belirten Uzm. Dr. Keçebaş, “Vakaların yüzde 90’ından fazlası tam iyileşme ile sonuçlandı. Ölümleri azaltan en önemli faktör, hastaların hızla diyaliz imkanı olan merkezlere ulaştırılması oldu” diyerek, Sağlık Bakanlığı’nın son bildirimlerine göre, yurt içinde aktif bir salgın kümesi bulunmadığını da sözlerine ekledi.
Mayıs 2026 başında bir yolcu gemisinde patlak veren salgının tıp dünyasında alarm seviyesini artırdığını söyleyen Uzm. Dr. Keçebaş, bu salgına neden olan Andes virüsünün insandan insana yakın temasla bulaşabilen tek hantavirüs türü olduğunu belirtti. Bu süreçte Türkiye’ye getirilen 3 yolcunun testlerinin negatif sonuçlandığının resmi olarak duyurulduğunu ifade etti.
“Asla kuru süpürge kullanmayın”
Korunma yöntemleri konusunda hayati uyarılarda bulunan Uzm. Dr. Keçebaş, hantavirüsün en yaygın bulaşma şeklinin kuru tozların süpürülerek havaya karışması olduğunu vurguladı. Depo, tavan arası veya ahır gibi alanları temizlerken asla çalı süpürgesi veya elektrikli süpürge kullanılmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Keçebaş, “Bu, virüs yüklü partikülleri havaya kaldırır. Temizlenecek alan önce mutlaka sulandırılmış çamaşır suyu ile ıslatılmalı” uyarısında bulundu. Uzm. Dr. Keçebaş ayrıca riskli faaliyetlerde en az N95 tipi maske ve eldiven kullanılmasının şart olduğunu dile getirdi.
Uzm. Dr. Gülşah Keçebaş, kırsal alanda bulunan veya kemirgen teması şüphesi olan kişilerin; ani başlayan yüksek ateş, şiddetli bel ağrısı veya hızlı gelişen nefes darlığı durumunda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Keçebaş açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Hantavirüs vakalarındaki artış aslında doğanın bir imdat çağrısıdır. Doğal dengeyi korumak, sadece çevreyi değil, doğrudan kendi sağlığımızı korumaktır.”
