Rüzgâr sanayisi kritik eşikte

SEDA GÖK

Türkiye, yenilenebilir enerji yatırımlarında büyümesini sürdürürken, bu büyümenin arkasındaki sanayi cephesinde alarm zilleri çalıyor. Rüzgâr türbini ekipmanları üreten sektör temsilcileri; yüksek enflasyon, baskılanmış döviz kuru, Avrupa Birliği’nin sınırda karbon düzenlemeleri, yerli çelik zorunluluğu ve Çin rekabetinin aynı anda baskı yarattığını belirtiyor.

Sektör temsilcilerine göre son yıllarda Türkiye’nin üretim maliyetlerinde yaşanan hızlı artış, özellikle ihracat pazarlarında rekabet gücünü önemli ölçüde zayıflattı. Bir dönem işçilik ve genel giderler açısından avantaj sağlayan Türkiye, bugün döviz bazında daha pahalı bir üretim merkezi haline geldi. Özellikle Irak gibi geleneksel ihracat pazarlarında Türk üreticilerinin eski avantajlarını kaybetmeye başladığı ifade ediliyor.


Karbon düzenlemesi yeni risk alanı oluşturuyor

Sektörün önündeki en önemli başlıklardan biri de Avrupa Birliği’nin 2026 yılında tam olarak devreye alacağı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM). Rüzgâr enerjisi ekipmanları doğrudan yenilenebilir enerji yatırımlarına hizmet etse de düzenleme yalnızca üretim sürecini değil, kullanılan hammaddelerin karbon ayak izini de dikkate alıyor.

Bu durum özellikle kule üreticileri açısından yeni maliyetler ve uyum yükümlülükleri anlamına geliyor. Sektör temsilcileri, temiz üretim süreçlerine sahip olmalarına rağmen kullanılan çeliğin karbon yoğunluğu nedeniyle ihracatta dezavantaj oluşabileceğine dikkat çekiyor.


Yerli çelik zorunluluğu yeni maliyet getirdi

Sanayicilerin gündemindeki bir diğer konu ise Dahilde İşleme Rejimi’nde yapılan değişiklikler. Yeni uygulamayla ihracata yönelik üretimlerde kullanılan yassı çelik ürünlerinde belirli oranda yerli çelik kullanma zorunluluğu getirildi. Daha önce Uzak Doğu’dan vergisiz olarak temin edilen çelikle üretim yapılıp ihracat gerçekleştirilebilirken, yeni dönemde yerli tedarik şartı maliyetleri artırıyor. Üstelik sektör temsilcileri, yerli üreticilerin hem kapasite hem de teknik özellikler açısından tüm talepleri karşılamakta zorlandığını vurguluyor.

Rüzgâr türbini kulelerinde kullanılan özel levhaların Türkiye’de yalnızca tek üretici tarafından üretilebilmesi ise alternatifleri sınırlandırıyor. Bu durumun fiyat artışlarını da beraberinde getirdiği belirtiliyor.


Çin rekabeti iç pazarda baskıyı artırıyor

İhracat pazarlarında maliyet baskısıyla mücadele eden sektör, iç pazarda ise Çin rekabetiyle karşı karşıya bulunuyor. Çin menşeli türbinlerin yerli üreticilere göre yüzde 30-35 daha düşük maliyetlerle pazara girebildiği belirtiliyor. Sektör temsilcileri, bu ürünlerin Türkiye’de kurulmasına rağmen yerli sanayiden çok sınırlı girdi kullanıldığını ifade ederek, mevcut yapının yerli üretim ekosistemini zayıflattığını savunuyor. Bu nedenle sanayiciler, doğrudan korumacı tedbirlerden ziyade yerli ekipman kullanımını teşvik edecek mekanizmaların güçlendirilmesini talep ediyor. Mevcut yerli aksam desteklerinin yatırımcı açısından yeterince cazip olmadığı ve artırılması gerektiği görüşü öne çıkıyor.


Denizüstü RES

Çandarlı beklentisi sürüyor

Sektörün uzun yıllardır gündeminde bulunan Çandarlı Limanı ve buna bağlı endüstri bölgesi projesi de önemini koruyor. Özellikle offshore (deniz üstü) rüzgâr enerjisi yatırımlarının gelişebilmesi için liman altyapısının kritik olduğu vurgulanıyor.

Türbin ve kule çaplarının giderek büyümesi, mevcut karayolu lojistiğini zorlaştırıyor. Sektör temsilcileri, gelecekte 8 metreyi aşan çaplara sahip ekipmanların taşınmasının neredeyse imkânsız hale geleceğini belirterek üretimin liman bağlantılı endüstri bölgelerinde yapılmasının zorunluluk haline geldiğini ifade ediyor. Bu nedenle Çandarlı Limanı’nın hayata geçirilmesi yalnızca bir ulaştırma yatırımı değil, aynı zamanda Türkiye’nin offshore rüzgâr sanayisinin geleceği açısından stratejik bir karar olarak değerlendiriliyor.


Yerlilik oranları yükseliyor ancak yeterli değil

Türkiye, rüzgâr enerjisi ekipman üretiminde önemli bir yerlilik seviyesine ulaşmış durumda. Özellikle kule üretiminde yüzde 65-70 seviyelerinde yerlilik oranları yakalanırken, YEKA projelerinde uygulanan yüzde 55 yerlilik şartının karşılanabildiği belirtiliyor.

Buna karşın sektör temsilcileri, yalnızca YEKA projelerinin sanayiyi büyütmeye yetmeyeceğini düşünüyor. Türkiye’nin yıllık 3-4 gigavat seviyesindeki kurulu güç hedeflerine ulaşabilmesi için depolamalı projelerin hızlanması, yatırım süreçlerinin sadeleştirilmesi ve finansman erişiminin kolaylaştırılması gerektiği vurgulanıyor.


2026 ve 2027 belirleyici olacak

Rüzgâr enerjisi sanayisi önümüzdeki döneme tamamen karamsar bakmıyor. Ancak sektör temsilcileri, maliyet baskısı, karbon düzenlemeleri, hammadde sorunları, Çin rekabeti ve yatırım süreçlerindeki yavaşlığın aynı anda etkili olduğu bir döneme girildiğini belirtiyor.

Bu nedenle 2026 ve 2027 yıllarının, Türkiye’nin rüzgâr enerjisi ekipman sanayisinin rekabet gücünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek kritik yıllar olacağı değerlendiriliyor. Sektöre göre alınacak kararlar yalnızca enerji yatırımlarının değil, Türkiye’nin yenilenebilir enerji sanayisindeki üretim üssü olma iddiasının da geleceğini şekillendirecek.

Önceki İçerik
Sonraki İçerik
İLGİLİ HABERLER

GÜNDEM