Medya özellikle televizyonlar gece gündüz, ABD, İsrail, Bulgaristan seçimlerini anlatıyor, sonuçlarını yorumluyor. Bir yandan da 4 Kasım’dan sonra İsrail’in ABD’yi İran’a saldırma konusunda sıkıştırdığını canlı yayınlarla iletiyorlar. Hızını alamayanlar İran’daki uranyumun saklandığı bölgeye ABD’nin nükleer saldırı bile hesapladığını söylüyor.
Nereden bakarsak bakalım dikkatimizi dışarıya yönelten habercilik işte böyle. Bir diğeri de Erdoğan’ın yurtdışı ile ilişkileri. Azerbaycan ile ilişkiler, Güney Kore ile Sinop’taki nükleer santral anlaşması girişimi Erdoğan’ı iş siyasetten öte Türkiye’nin yurt dışındaki itibarını artırma ve dış yatırımın getirecekleri konusu konuşuluyor. Böylece Erdoğan’a tek kişilik temsil ile puan kazandırılmaya çalışılıyor. Ulusal ve uluslararası etkinlikler ise bakanlarca televizyonlarda anlatılıyor. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla yapıyoruz diyorlar.
Özgür Özel her konuşmasında “ben yaparım, ben yapıyorum” derken, yapılanları Erdoğan adına başkaları anlatıyor. Özel ve takımı ise Cumhuriyet Halk Partisine her gün saldırıyorlar. Görünen o ki Yeni Parti CHP’yi yıpratarak oyu kendisine toplamaya çabalıyor, ancak “eski topraklar” CHP’yi desteklemeye devam ediyorlar. CHP’nin an azından “altı ok ve sosyal demokrat” ideolojisi var. Yeni Parti’nin ideolojisi yok. Esas CHP biziz demeye çalışıyorlar bazen. Bazen de sanki “Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerindeki stratejisini” seslendiriyorlar.
Yani bir yanda iktidar olan parti kendisini kitlelere pozitif mesajlarla kabul ettirmeye çalışırken ana muhalefet partisi içinden çıktığı partiyi yol ederek seçmenini yanıma çekmeye çalışıyor. Buna bir seçim yoruma yaparsak, seçimde alacağı oy yüzde 25’i geçemez. Burada tek kişi öne çıkıyor, o da partinin genel balkanı Özgür Özel. Yapılan anketlerde Erdoğan ile rekabet edebilecek tek kişi olarak ortaya çıkıyor, daha doğrusu çıktı. Özel her ne kadar benim öyle bir planım yok dese de, gidişat cumhurbaşkanı seçimlerinde aday olarak Erdoğan’ın karşısına çıkması.
Peki ne kadar şansı var? Orası tartışmalı.
Ortalık deprem ve sellerle halka korku ve sıkıntı da yaşanıyor. Bu arada nasıl bir gelişme oldu: Herkesin uğraştığı konuların arasından birisine “konak veya villa” yapılmıştı. Acelesi yok derken şahıs oraya geçirildi. Aynı anda 15 televizyon izlenebilir bir “çalışma ofisi” diyorlar. O şahsın yancıları “yeri değişti ama ortada statüsü yok “diyerek yapılanı beğenmemeye devam ediyorlar.
Yani millet “yurtdışı haberleri ve Özel’in söylemleri” ile uğraşırken Öcalan “villaya” taşındı. Haberlerde nerede ise “sıfır” ilgi görüyor. Bu konuda kimse yorum yapmıyor.
DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Abdullah Öcalan’ın sürece “Barış ve Siyasallaşma Koordinatörü” olarak katkı sunmak istediğini ancak henüz bu tanımın yapılmadığını aktardı ve “Sayın Öcalan kadın kurumları, gazeteciler, akademisyenlerle görüşmek istediğini söyledi” diye ekledi.
Şimdi birileri çıkıp “Özel Erdoğan’ı geçer” derse ona şunu söylemek gerek: Siz gelişmelerin farkında mısınız? Yapılan anketler sizi sevindirir ama bu anketlere göre illerin bir kısmı parçalanarak Cumhur İttifakı oylarının egemen olabileceği iller oluşturulacak. Siz hayal kurmaya devam ederseniz, önceden olduğu gibi sonunda ortada kalacaksınız
Yani çalışıyor gibi görünüp nutuk atanların siyasi geleceği olmaz. Örgütlenmeyi sadece içinden çıktığı partiyi parçalamak olarak algılayanların gideceği bir yer yoktur siyasi mevtalıktan başka. Ancak görevleri bu ise, daha önceleri iktidar yanlısı olup seçimde ittifakı son anda kıran ve AKP’yi iktidar yapan “işbirlikçileri” hatırlayınız.
Bugün Öcalan’ı hapisten villaya taşıyanlar, yarın onu “barış koordinatörü1 olarak önünüze koyarlarsa ne diyeceksiniz?
Olaylar sindire sindire değil, yedire yedire yürüyor.

