Hangisi Değişecek

Dünyada meydana gelen sosyal, siyasi, iktisadi gelişmelerin nedenleri arasında önemli bir kısmının modern güncellemeler olduğu düşünülür. İçinde bulunulan mevcut konumun öncesinden geriye dönük periyodik tarih dönemlerinin de etkileri olduğu açıktır. 

Günümüzde mevcut sosyal, siyasi ve iktisadi kaynaklı krizlerin bu açıdan geçmiş ile sebep sonuç ilişkisini çeşitli yönleri ile görememek imkansızdır. Zaten bir çok iktisadi kuramın ortaya çıkmasının nedeni bu yoldaki arayışlardır.

Öte yandan gücün filizlenerek büyümesi kadar, tarihi rekabeti canlı tuttuğu paralelinde gerçekliliği kadar, emperyal olmak keyfiyeti ile idari rejim farkının dejenerasyondan titizlikle korunması önemlidir. Demokratik monarşileri demokratik otokrasilerden, sosyalist enternasyonal veya cumhuriyetleri, komünist halk idarelerinden ayıran husus, ‘kadro’ farkıdır. Kaldı ki her yönetim bölgesinde yer almış idari rejimler farklı sosyal ve siyasi değerlere bağlı olarak değişimler gösterir. 

20.asrın başlarında dünya yüzölçümü üç ana temelli bir ulus devlet sistematiğine girerken, bazı imparatorlukların(Osmanlı, Rus, Avusturya-Macaristan) tasfiye olduğu merkezi eski dünya (Avrupa) bölgesinde ve giderek çevrede ulusal bazlı çok sayıda ‘kontrollü’ ulus devlet tablosu ortaya çıktı. Afrika’da tamamı kolonyal bağımlı çok parçalı iken Amerika kıtasında büyük parçalı tamamı kontrollü devletler, Asya’da ise daha ziyade başta ülkeler sınırlarının belirlenmesinden başlayıp geleceğe yönelik riskli potansiyeller taşıyan muhtelif potansiyel sınır düzenlemeleri görülür. Bütün bu gelişmelerin her birisi için bağımsız ve özgün kamuoyu demokratik tercihlerinin kullanıldığı elbette ileri sürülemez. Onun için ittifaklar sistemi vardır.

Yayılmacılığın idare ve güç araçlarını kullanarak diğer bölgeler araçları üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda etkilemeye çalışması bir nevi etkileyenin, etkilenenin kaynaklarından yararlanma hakkına sahip olması ulus devlet dinamiği ile derinlik kazandı. Bu yetmedi yerine göre devletler birlikleri kuruldu, yine yetmedi devletler bölündü. 

İktisadi bir nüfuzun tercih edilen politikalar ile küresel kapitalizm biçiminde yol alması anlamındadır. 

20.Asır başlarında şekillenen ulus devlet ağırlıklı idari bölgeler iki büyük harbin sonunda siyasi bir soğuk harbin ciddi algı yönetiminde asrın sonuna ulaşıldığında küresel değer zincirlerinin Kuzey Amerika, Avrupa ve Doğu Asya olmak üzere üç blokta bölgeselleşme eğilimi göstermesinin iklim, çevre, güvenlik, gıda, göç, sağlık spektrumunda tolere edilemezliğinin küreselleşme için hayırhah sinyaller vermediğidir. Üstelik bütün bunlara küreselleşme kabiliyetinde üç bloğun aralarındaki hırçın rekabet mücadelesini Rusya, Çin’den başlayarak belirlenen tüm alanlarda kriz kaynakları nedeni görmek istemeleri rahatlıkla eklenebilir. Isınan gündemde Nato’daki değişimler tartışılıyor. Avrupa Birliğinin genişlemesi de. Bu süreçte en önemlisi AB ile ABD’nin anlaşıp anlaşamayacakları. Sadece güvenlik anlamında değil, coğrafyadan ekonomiye uluslar arası rekabetten tarihi tercihlere kadar geniş bir çerçeve ile ele alınması gereken kıdemli ilişki de AB’nin mutlaka yanına çekmesi gereken bir Türkiye var. Öyle serbest dolaşım bahaneleri ile yılan hikayesine döndürülen bu sürecin (AB ülkelerinin Türkiye’yi oyalama döneminin) sona ermesi gerekiyor. 

    Bakalım AB mi değişecek yoksa NATO’mu ?

    Demir Uzun

    Diğer Yazarlar