Huzur Bulmak Üzerine

Çocuklar eğlence, oyun ararlar. Arkadaş ararlar. Hem arkadaş bulup hem de eğlenceli bir oyun kurdular mı, onları eve zor sokarsınız. Huzuru böyle bulurlar.
Gençler ise eğlence ararlar. Yaşamaktan zevk alırlar. Heyecansız gün geçirmek istemezler. Kanları kaynar. Bunları sağlayan bir şey bulunca, huzura kavuşurlar.

Büyükler ise huzura o yaştakilerden daha çok ihtiyaç duyarlar. Onlar için huzurun anlamı farklıdır. Ne oyundur ne heyecan. Tam aksine onlar huzuru güvenlikte, çocuklarının mutluluğunda, torunlarının kokusunda, ülkenin refahında, sağlıklarının devamında ararlar. Kimi buna “İç Huzuru” der. Rumelili yaşlı bir hanım “Yüreğimin selâmeti” demişti. Bence de öyle. 

80 yaşına varıp torun, torba sahibi olunca ve olgunluğun sükûneti gençlik heyecanlarına ve bedensel dinamizme galebe çalınca, işte, bu tür huzur aranıyor. Sevindirici olaylar sadelikte bulunuyor, basit sevinçlerle kazanılıyor. Teferruat önemini kaybediyor, heyecanın nedenleri değişiyor. Yaşlılar ve yaşlanma yoluna girmiş olanlar için torunun hangi okula verileceği, cumartesi gecesi yatıya gelmesi ihtimali, çocukların iş yerlerinde yorulmaları ya da işlerini kaybetme korkusu, seyahate çıkma kararı vermek gibi gençlikte pek de heyecanlı olmayan duyguların ve endişelerin ağına düşüyorlar. Onlar, hiç tanımadıkları halde, şehit olan askerleri oğulları yerine koyup, acılarını çok daha ileri seviyede hissediyor, gözyaşı döküyorlar. Huzur ya da yürek selâmeti, yüreklerinin geçmiş yıllardaki yaşamlarına göre farklı meseleler karşısında çarpması ile ilintili. 

Gençler mutluluğu ararken başkalarının mutluluğunu ikinci plana atarlar. Yaşlılar ise başkalarını mutlu edince ya da başkaları mutlu olunca mutlu olmayı bilirler. Büyükanne, dede mutlu olmak için kendine değil, torununa hediye alır. Anneler, babalar kendi seyahat planlarından feragat edip, ayırdıkları parayla çocuklarını seyahate gönderdiklerinde daha mutlu olurlar. Ve en çok, başkaları tarafından sevildiklerini bilince mutlu olurlar. Huzur yüreklerinden taşar, bütün benliklerini, bedenlerini, hayatlarını kaplar. 

Bu duyguları bir an hissettiğimde kaleme aldığım şu mısraları paylaşayım istedim:

Orası Benim Yüreğimdir.

Küçük çocuklar, telâşlı, ürkek.
Sokak kedileri, terk edilmiş köpekler, hepten tedirgin.
Geçerken oradan rahatladılar, gülümsediler, hafifçe kısarak gözlerini…
Benim yüreğimdi orası. 
Yaşlı bir kadın, gözleri de yaşlı, bastonlu bir aksakallı iki büklüm
Bezgin, yorgun, bitkin, başları önde
Geçerken oradan rahatladılar, gülümsediler… Benim yüreğimdi orası. 
Paranın değeri olmayan yerden, ihanetin geçemediği köprüden,
Kalleşliğin nefes alamadığı kaleden geçerken rahatladılar
Gülümsediler, huzur duydu gönülleri… Benim yüreğimdi orası. 
Fakir bir baba, çocuklarından utanan
Karısıyla beraber üç kuruşun peşinde helâk
Bedenleri çökmüş, küskünler kadere ve insanlığa
Geçerken oradan rahatladılar, gülümsediler
Hafifçe eğerek başlarını… Benim yüreğimdi orası. 
Ana kucağından, baba ocağından uzak mı uzakta
Diz boyu kar, ilik donduran buz altında,
Uykunun değil, göz kapamanın bile haram olduğu dağlarda
Benim için, senin için, bizim için bekleyen arslanlar.
Geçerken oradan rahatladılar, gülümsediler selâm için eğerek başlarını…
Benim yüreğimdi orası. 

Bir gün, daha çok gençken, Kocaeli’ne bağlı Tavşancıl köyünde yaşayan çok yaşlı bir hanımefendi akrabamızı ziyaret etmiştik. Ölüme yakındı ve bunu biliyordu. Ona üzgün yüz ifadesiyle bakan bizlere şöyle dedi: “Ne kadar huzurlu olduğumu bilemezsiniz çocuklar. Yakında Tanrıma kavuşacağım. Galiba mümkün olan en az günahla çıkacağım huzuruna. Çünkü; ahlâk yolundan ayrılmadım, kimseyi incitmedim, kimsenin hakkını yemedim, boğazımdan tek lokma haram geçmedi. Bilmeden işlediğim günahları da O’nun yüceliği affederse diyorum. Nasıl huzurluyum ve gitmek için nasıl hazırım bilemezsiniz”. 

Keşke bu sözleri hepimiz söyleyebilsek! Ancak, unutulmaması gereken bir de madalyonun öteki yüzü var. Yaşlılar belki küçük şeylerle huzur buluyorlarsa da gençlerin hiç aklından geçirmediği şeylerle de huzursuz oluyorlar. Meselâ biz yaşlılar (bugün radyoda bir hanım konuşmacı 60 yaşını geçenler için yaşlı dedi de ondan) ekolojinin bozulmasını, hava kirliliğini, küresel ısınmayı ve bunların sonuçlarını kafamıza takarak dertsiz başımıza dert ararız. TV kanallarında yayımlanan uzaklardaki bir kuraklık haberi bizim huzurumuzu kaçırmak için birebirdir. Başlarız kurmaya: Afrika’da açlık zaten giderek artıyor. Zengin ülkeler onların ve benzeri diğer bölge insanlarının su, tarım, beslenme, eğitim gibi sorunlarına maddî katkıda bulunmak yerine silâha, yani insan öldürmeye yöneliyorlar. Bir gün gelecek açlar dayanamayacaklar ve kitleler halinde tokların ülkelerine doğru yürüyecekler. Milyonlarca aç insanı ne ile durdurabilirler? Nükleer silâhlarla. Böyle bir kitlesel katliamdan çekineceklerini sanmayın. Çünkü Afrikalı ya da başka aç insanlar onların gözünde zaten yaşamayı hak etmemiş canlılardır. Sanki yıllarca onları cahil bırakanlar, servetlerini, yeraltı kaynaklarını sömürenler kendileri değildi! Ama bunun sonunda kendileri de büyük zarar görecekler ve yaşadığımız dünyayı herkes için yaşanmaz kılacaklardır. İşte; biz ihtiyarlar (!) bunları düşünüp huzurumuzu bozarız. Neden mi? Çünkü hemen aklımıza çocuklarımız, torunlarımız gelir. 

İşte; huzur böyle bir şey: Hem kolay bulunabilir hem kolay kaçırılabilir. Bu arada unutmadan sorayım: Huzurlu bir gezegen uzayın neresinde vardır? Bilen var mı? Varsa aman derim sakın Amerikalılara, Ruslara, Çinlilere falan söylemeyin, oraları da bozarlar.

Fazıl Bülent Kocamemi

Diğer Yazarlar