Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu; İşlevsellik Sorunu, Beklentiler

Birleşmiş Milletler’in 81. Genel Kurulu, örgütün kuruluşundan bu yana geçen 80 yılın ardından önemli bir soruyu yeniden gündeme getiriyor: BM, değişen dünya düzeninin sorunlarını çözebilecek kadar işlevsel ve temsil gücü yüksek bir gerçekçi bir kurum oldu mu, yoksa bazılarının dediği gibi tiyatro mu?

8 Eylül 2026’da başlayan 81. Genel Kurul’un ana teması “Güveni Yeniden Tesis Etmek, Dönüşümü Yönetmek: Herkes İçin Sonuç Üreten Birleşmiş Milletler” olarak belirlendi. Bu tema aslında BM’nin karşı karşıya olduğu temel sorunu da ortaya koyuyor: Dünyanın BM’ye ihtiyacı devam ederken, bu mevcut yapısıyla dünyanın değişen ihtiyaçlarına cevap verme kapasitesi tartışmalı hale geliyor. Toplantılar vesilesi ile 193 ülke temsilcilerinin ayrıca bir araya gelme fırsatını yaratması işin olumlu tarafıdır.

Kuruluşundaki temel amaç; savaşları önlemek, uluslararası barışı korumak, devletler arasındaki iş birliğini geliştirmek ve uluslararası sorunların ortak mekanizmalarla çözülmesini sağlamaktı. Ancak bugün yaşanan savaşlar, ekonomik eşitsizlikler, iklim krizi, göç, gıda ve enerji güvenliği, yapay zekâ ve dijital dönüşüm gibi konular, 1945’te tasarlanan kurumsal yapının sınırlarını daha görünür hale getiriyor.

Buradaki temel problem yalnızca BM Güvenlik Konseyi’nin kaç üyeden oluşacağı değildir. Asıl mesele, karar alma mekanizmalarının dünyanın bugünkü siyasi, ekonomik ve demografik gerçekliğini ne ölçüde yansıttığıdır.

Güvenlik Konseyi bugün 15 üyeden oluşuyor. Bunların beşi —ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık— daimi üye ve veto yetkisine sahip. Diğer 10 üye ise Genel Kurul tarafından iki yıllık dönemler için seçiliyor. Afrika ise Konsey’de üç geçici sandalyeye sahip olmasına rağmen daimi üyelik kategorisinde temsil edilmiyor.

Bu yapı, özellikle Küresel Güney ülkelerinde ciddi bir temsil ve adalet tartışmasına yol açıyor. Afrika, Asya-Pasifik ve Latin Amerika-Karayipler bölgelerinin karar mekanizmalarında daha güçlü biçimde yer alması gerektiği yönündeki talepler uzun süredir devam ediyor, ancak veto mekanizmasının nasıl işleyeceği, kararların uygulanabilirliği, Genel Kurul kararlarının etkisi, uluslararası hukukun tutarlı uygulanması ve büyük güçler arasındaki siyasi çıkar farklılıkları çözülmeden BM’nin işlevsellik problemi ortadan kalkmış olmayacaktır.

BM Genel Kurulu’nun önemli bir özelliği ise 193 üye ülkenin tamamına eşit oy hakkı vermesidir. Bu yönüyle Genel Kurul, uluslararası sistemde en geniş temsil platformlarından biridir. Ancak burada da temel sorun ortaya çıkmaktadır: Genel Kurul’da alınan kararların önemli bölümü siyasi irade ve tavsiye niteliği taşırken, bağlayıcı karar alma gücü özellikle Güvenlik Konseyi’nin yetki alanında yoğunlaşmaktadır.

Bu durum BM’nin kurumsal yapısında bir paradoks yaratıyor. Dünyanın büyük bölümü Genel Kurul’da eşit biçimde temsil edilirken, uluslararası barış ve güvenlik açısından en kritik karar mekanizması beş daimi üyenin veto yetkisine bağlı kalıyor.

Eğer savaşlar önlenemiyorsa, insani krizlere zamanında müdahale edilemiyorsa, ekonomik ve sosyal eşitsizlikler derinleşiyorsa, iklim değişikliği konusunda alınan kararlar uygulamaya geçirilemiyorsa ve uluslararası hukuk konusunda farklı ülkelere farklı standartlar uygulandığı algısı güçleniyorsa, BM’nin temsil kapasitesi kadar uygulama kapasitesi de sorgulanacaktır.

Bu noktada 81. Genel Kurul bir başka açıdan önem taşıyor. Dünya artık yalnızca Batı ile Doğu arasındaki rekabet üzerinden açıklanabilecek bir yapıya sahip değil. Asya’nın yükselişi, Afrika’nın demografik ağırlığı, Latin Amerika’nın ekonomik potansiyeli ve gelişmekte olan ülkelerin artan diplomatik ağırlığı, küresel sistemin daha çoğulcu hale geldiğini gösteriyor.

Dolayısıyla BM’nin önündeki temel mesele, geçmişte kurulmuş bir düzeni korumak değil; değişen dünya gerçekliğini kurumsal yapıya yansıtabilmek.

Ancak BM açısından asıl sınav bundan daha büyük. Reform, yalnızca koltukların dağılımını değiştirmekle sınırlı kalırsa, mevcut sorunların tamamını çözmesi beklenemez. Gerçek reform; karar alma mekanizmalarının daha temsilî hale gelmesi, veto ve uygulama sorunlarının ele alınması, uluslararası hukukun tutarlı biçimde işletilmesi ve Genel Kurul’da ortaya çıkan iradenin somut sonuçlara dönüşebilmesiyle anlam kazanacaktır.

Çünkü günümüz dünyasında Birleşmiş Milletler’in ihtiyacı yalnızca yeni bir reforma değil, yeniden işlevsel hale gelmeye duyulan güvene dönüşmüş durumdadır.

Önceki İçerik

Demir Uzun

Diğer Yazarlar