Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu tartışması 4-5 Kasım 2023’ten beri medyanın ilgi konusu. Hatta ilgiden de öte CHP içinde bir ateş yakmak ve onu körüklemek gibi bir olgu. Medyayı şöyle veya böyle eleştirmek olası ancak medyanın görevi en azından işlevi bu. Aykırı sorularla siyasetçilerden alınan bilgileri kamuoyuna aktarmak, kışkırtıcı yorumlarla ilgi çekmek medyanın kendi arasındaki bir yarış. Yandaş medyada birçok haber gerçek de olmayabilir yani sahte olabilir, bu da medyadaki bir başka durum.
Vatandaş olarak kritik durumlarda onlarca yorum, haber arasında gerçeği görebilmek için sadece o günü değil geçmişteki olayları da dikkate alarak değerlendirmek gerek. Örneğin, 38. Kurultaydan bugüne gelinceye dek Ekrem İmamoğlu çevresinde oluşturulan senaryoya bakarsak birçok hamla birbiri ardından yapıldı. Önce İmamoğlu’nun diplomasının iptali ile gündeme ortasına bir bomba kondu. Sonrasında İmamoğlu’nun tutuklanması ile başlayan süreçte Türkiye’nin her yerinden belediye başkanı ve çalışanları gözaltına alındı, tutuklandı. Arkasından CHP İstanbul İl başkanlığına kayyım atanması, İl binasının polis marifetiyle boşaltılması eylemi oldu. İş bu kadarla kalmadı her olayın ilgilileri her türlü televizyon programlarından yer alarak CHP içindeki kutuplaştırmayı derinleştirdi, aynı zamanda belediyelerdeki tutuklamaların “olağan” kabul edilmesini yaygınlaştırdı.
Öyle ki neredeyse her hafta bir belediyeye soruşturma adı altında tutuklanma yapılması beklenir hale geldi.
Bu olayların partiyi etkisiz kılmasının önlemek amacıyla Özgür Özel her hafta İstanbul’da ve Türkiye’de miting yaparak bir yıl boyunca kitleleri ayağa kaldırmaya çalıştı. Bazı gençlik örgütlerinin dirençli yapısından da destek alarak mutlak butlana dek geldi. Mutlak butlan tartışması ve eylemleri olayı başka bir aşamaya evirdi. Bunun başında da yeni bir partileşmeye gidilme olasılığının olup olmayacağı yer aldı.
İmamoğlu da t24’ten Murat Sabuncu’ya “ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız” dedi. Paylaşılan anketlerde Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu ikilisine destek verenlerin parti kurmaları halinde AKP’nin üstünde oy alacağı, CHP’nin baraj altında kalacağı açıklandı.
CHP’den ayrılanların CHP’ni baraj altında bırakmasından öte iktidarın seçimi yeniden kazanması veya ittifak kurabilecekleri bir parti oluşturması hedefinde olduğunu düşünüyorum. Kuşkusuz parti kuranların bir kısmının kendisinin lider olduğuna ve ülkeyi yönetmek için partisini iktidara taşıyacağına inanmasıdır.
Örneğin, Muharrem İnce Cumhurbaşkanı adayı olduğu seçimde yüzde 30.6 oy aldı. Bu oran CHP’nin 1977’den 41 yıl sonra aldığı en yüksek oydu. Muharrem İnce bu moralle Memleket Partisini kurdu. CHP Ankara Milletvekili ve YARSAV eski Başkanı Emine Ülker Tarhan da CHP’den ayrılarak 14 Kasım 2014’te Anadolu Partisi’ni kurdu. Sonra ne oldu iki değerli insan zaman içinde partilerini feshedip CHP’ne döndüler.
1967’de Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu’nun CHP’den Ortanın Solu anlayışına tepki göstererek ayrılarak 52 milletvekili ile kurduğu Güven Partisi 12 Mart 1971 muhtırasından sonra kurulan Nihat Erim hükümetine destek verdi. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra CHP başta olmak üzere tüm partiler kapatıldı.
12 Eylül 1980’den sonra kurulan partiler arasında MDP, ANAP, SODEP, HP, DYP, REFAH, ve DSP var. Bunlar aralarında birleşti, diğerlerine katıldı. Bunların bir kısmı bölündü, yeni partiler ortaya çıktı. CHP 1992’de yeniden açıldı, Deni Baykal genel başkan seçildi.
Liderliği hazmetmek kolay değil. Liderlerin koltuğunu devredecek siyasetçileri yetiştirmek görevi maalesef ülkemizde geçerli değil. Koltukla ömür boyu kalmak istiyorlar. Ayrılıp parti kuranları da halk bir yere kadar takip ediyor, sonra ana partisine dönüyor. Bunlardan birisi CHP. Refah Partisi kapatıldığı dönemde AKP kurulduğu i.in büyüdü ve ana parti durumuna geldi. Ondan ayrılanlar da bir türlü kitlelerde tutunamadı.
Oyum fazla diye CHP’den ayrılmak yerine, fazla oyu ile CHP’de mücadele ederek iktidara yürümek tarihten alınabilecek bir bilgidir diye düşünürüm.