Adına ne dersiniz, ister kaos, devrim, ihtilal veya inkılap deyiniz, bir karmaşa veya kargaşa ortamının ardında bıraktığı tortunun değişim ve dönüşüme yol açmışlığının şekillendiği kısmi farklı ‘kavrayış’ dır.
19-20 asırlar boyunca dünyayı sallayan ırk, cinsiyet, din, bilim, milliyet, ideoloji, devlet, sınıf, cemaat vb o farklı unsurların bir devir sonrasında birey- aile- kabile-boy-halk ile irtibatlandırılmış kimliklerde vücud bulduğu zaman ve mekana bağlı semboller üzerinden mevcut anlayışı ortaya çıkardı.
Mesela bilinen bu kadim akımın çok uzun sayılabilecek süreçte dayanak noktası olan ‘kutsiyet’ ile ‘tarih’ kavramlarının yukarıdaki farklı fakat değişimi zor irade dışı nitelikler ve yine aynı nitelikteki irtibatlı kimliklerin tarihsel örüntüsü ile sürdürüldüğü ve günümüzde ‘modernlik’ vitrininde servis edildiği malum bir medeniyetin aşağıdakilerle temsil edildiğidir.
Aydınlanma, reform, endüstri, refah, demokrasi vb. Bu iş ulus-devlet sistematiğinde müreffeh olanlardan başlayıp ‘gelişme’ ile irtibatlandırılarak dünyaya pazarlanmaya çabalanan bir modeldir.
Gökyüzünü teleskop ile gözleyen asırlara baliğ engin bir bakış açısından bu şekilde görünenleri bir süreliğine bırakıp eni konu son 100 seneye dair irili ufaklısına gerekiyorsa büyüteç ile bakalım. Olup bitenin açık saçık ‘kral çıplak’ haykırışlarını işitir gibiyiz.
“FP” ile genellikle küresel siyaset, ekonomi ve uluslararası ilişkiler üzerine yayın yapan prestijli Foreign Policy dergisi kastedilir. Küresel meselelerde derinlemesine analizler biçiminde anlaşılır. Yayının ‘2026 yaz’ kapağında, kum saatinin üst haznesinde yerkürenin altında kalmış az miktarda akan kumun, zamanın sona eriyor olduğu metaforunu işleyen görüntüsü ile beraber şu başlıklar sıralanıyor; Amerikan-İsrail İttifakı, Neoliberalism, Trans-Atlanticism, İklim Politikaları, Birleşmiş Milletler, İltica, Politik Partiler, Çin Büyümesi, Ahlak. Gelecek kavramlarının sonu yazılı.
İnsanlık var olduğundan beri, hep sınırlarını genişletmek istedi. Fiziki açıdan oldukça dezavantajlı gelinen dünyada, en büyük avantajı olan düşünebilme yeteneğini her alanda uyguladı ve bu zamana kadar geldi. Her adımda daha da gelişerek, doğanın evrimsel sürecinde yol aldı. Ancak kimlik sorunu tüketim üzerinden çözümlenemiyor. Küreselleşme bir zamandır bunun peşindeydi. Bu gelişim süreci insan ömrünün kısalığı göz önüne alındığında artık yeterli olmuyor. Gelişimin ve doğal olarak evrimin hızlanmasını beklemek yerine artık kendi kaderine etki etmeye çabalamak, yaşam süresini uzatmak, tabiatın akışına hükmetme gayreti hissedilir gibi. Ancak bir sorun var; belli sınırlar içerisindeki beynin sınırlarının gelişmesini beklemeye katlanamazlık bu kez görünen güç ile teknolojiyi kaldıraç olarak kullanmaya hazır görünüyor. Son 10 yılda, veri üretim hızı ile veri işleme kapasitesi arasında büyük bir kopuş yaşandı. İnsanlık veri üretiminde çok hızlı koşuyor ama o veriyi anlamlandıracak sistemleri aynı hızda geliştiremiyordu. Yapay zeka tam bu kırılma noktasında devreye girdi. İlk kez veri işleme teknolojilerinin gelişim hızı veri üretim hızını yakaladı.Ve tam da burada yeni soru ortaya çıktı. Büyük veri devriminden sonra yapay zeka devrimi de geldiyse insanın rolü ne olacak?
Gelecek 10 yılda etkisini giderek daha güçlü hissettirecek teknolojik trendler, -yine yeni yeniden- sloganı ile ön alıyor. Yapay zeka(AI), Büyük veri, Nesnelerin interneti, Giyilebilir cihazlar, Akıllı şehirler, Blokzincirler, Bulut, Robotlar, Otonom araçlar, 5G, Dronlar, Robotik süreç otomasyonu, Kurantum bilgisayarlar, Biyoteknoloji vb ile adeta başka bir dünya bekliyor.
Bu meseleye yalnızca gelecek nesiller açısından bakmamak gerekiyor. Uzun ömür devrimi ile birlikte ilk kez dört jenerasyon aynı iş yerinde birlikte çalışacak. Emeklilik yaşı zihinsel olarak da öteleniyor hatta muhtemelen tamamen ortadan kalkıyor. Mesele her yaşta zihinsel derinliği koruyabilmek olacak. Bu yüzden yalnızca teknoloji eğitimleri ile değil, her kuşağın sanatla, edebiyatla ve farklı kuşakların kültürel kodlarıyla beslenmesi gerekecek. Burada kritik bir detay daha, orta yaş yalnızca kendi döneminin kültürünü savunarak bu dönüşümü sürdüremez. Yeni sanat akımlarını, yeni müzik dilini anlamak ve dijital kuşakların estetik kodlarını okuyabilmesi gerekecek.