
21. Yüzyıla girdik de neredeyse üçte birini eskittik bile. Uygarlık alabildiğince ilerledi (!) ve artan bir hızla ilerlemeye devam ediyor. Tarih sayfalarını karıştırdığımızda, çok önceleri yaşamış atalarımızın yaşam biçimlerini hayretle ve ibretle okuyoruz. Aynı şaşkınlıkla bir şey daha görüyoruz: Bugün bile, Avusturalya çöllerinde 60.000 yıl önceki gibi yaşayan bir yerli halk var. Onlara Aborijin diyoruz ve maymun seyreder gibi seyrediyoruz. Benzerlerine Amazon ormanlarında da rastlıyoruz. Romanlarda, hikâyelerde, filmlerde o insanların vahşiliklerinden dem vuruluyor. Onlar öyle vahşiler ki, beyaz adam dedikleri biz medenî insanları yakalarlarsa, pişirip yiyorlar. Otların üstünde yatıyorlar. Böcek yiyorlar. Çırılçıplak geziyorlar. Aile düzenleri, okulları, fabrikaları, otomobilleri yok. Delebilecekleri bir anayasaları bile yok. Daha da beteri, cep telefonları yok. Düşünebiliyor musunuz? Adamlar o kadar vahşiler ki, cep telefonları yok. Doğal olarak, böylesine gelişmiş medenî araçlardan mahrum olan o vahşilerin, biz medenî insanların sahip olduğu zevklere, eğlencelere de sahip olmaları söz konusu değil. Ne berbat bir hayatları var bilseniz. Kentlerin geniş mi geniş ana caddelerinde, pahalı arabalarının depolarını doldurup yarış yapamıyorlar. Bitti mi? Hayır! Bu yarışlar sırasında kaldırımda masumane gezenleri çiğneme zevkine de sahip değiller. Yahu bu ne geriliktir? Roma İmparatoru Ulu Sezar zamanında bile halk Colloseo’daki kutlamalar sırasında, üç günde 10.000 vahşi hayvanın öldürülüşünü ve yüzlerce gladyatörün kan göllerinde boğuluşunu, binlerce Hristiyan’ın arslanlar, kaplanlar ya da insanlıktan çıkmış başka insanlar tarafından parçalanışını seyrediyorlardı. Gerçi o dönemde insanlar birbirlerini otomobillerle, kamyonlarla, minibüslerle falan katletmiyorlardı. Ne de olsa medeniyet o kadar gelişmemişti. Sahi Aborijinler acıktıkları zaman ne yapıyorlar? MacDonald’s menüsü yiyemiyorlar. Burger King’e de gidemiyorlar. Kentucky Fried Chicken ise hayallerinde bile yer almıyor. Eğlenmek için sürek avına çıksalardı bari. Hani kırmızılı siyahlı takım elbiseler, üniformalar giyip, ayaklarına cilâlı çizmeler çekip, güzellikleri göz kamaştıran cins atlara binerek, bu günler için besleyip büyüterek mürvetini gördükleri köpeklerine zavallı bir tilkiyi yakalattıkları av partilerinden bahsediyorum. Adamlar avcılığın en yakışıksızını yapıyorlar bence. Yürümüyorlar bile, atlar onları sırtlarında taşıyor, itler avı onlar için kovalayıp durduruyorlar. Tilki zaten korkudan ölmekte herhalde. Ama ne eğlence değil mi? Allah razı olsun, av dönüşü Lordum bizi şatosundaki partiye de davet ettiler. Viskiler su gibi akacak ve birilerinin pusu kurarak adaletsizce telef ettiği kuşları, yaban domuzlarını, tavşanları yiyeceğiz. Domuzun ağzına bir de kırmızı elma tıkılacak gayet tabii. Az kalsın unutuyordum: Bu görgüsüz Aborijinler Televole nedir bilmiyorlar. En güzel sinema oyuncusu hanımın bu günlerde kiminle tost yediğinden, ünlü şarkıcımızın kiminle gününü gün ettiğini bilemediğinden, Çok tanınmış siyaset adamının ayrıldığı genç eşine nafaka olarak ne bağladığından haberleri bile yok. Allah için, böyle medeniyetsizlik duydunuz mu? Lâf aramızda, ben bilmiyorum. Yoksa ben bir Aborijin miyim? Yaşasın ben de bir Aborijinim! Feneryolu Aborijini. O zavallı medeniyetsizler neye inanıyorlarmış bilir misiniz? Doğanın kendilerine sunduğu gıda maddelerinden – hayvan olsun, bitki olsun, su olsun – sadece ihtiyaç duydukları kadarını almaları gerektiğine. Bak hele. Adamlarda ekmekleri bayatlatıp çöpe atma zevki bile yok. “Her Şey Dahil” kıyı şeridi otellerinde her öğün dökülen çeşit, çeşit yiyecek maddesi fazlalarının çöp dağlarına dahil oluşunu seyretme zevki de yok.
Okudum da öğrendim ve hâlâ ağızım açık kaldım. Amerika kızılderilileri bir ağacı keserken önce ağaçtan özür dilermiş. “Ey ağaç. Sen doğanın bana sunduğu lûtufsun. Senin de benim gibi bu dünyanın parçası bir canlı varlık olduğunu biliyorum ve seni öldüreceğim için içim kan ağlıyor. Ama ne yapayım? Karnımı doyurmak için, ısınmak için, kendimi ve ailemi vahşi hayvanlardan korumak için odununla ateş yakmak zorundayım. Beni anla ve affet” diyormuş. O bölgeyi terk ederken de yerine bir fidan dikiyormuş. Aynı sözleri buffalo denilen iri kıyım boğalara da söylermiş. (Buffalo Bill’in toprağı bol olsun, dua istedi). Ormanlarımızı yakanların keyifleri gıcır olsun. Onlar bu medeniyetsiz insan müsveddelerinin kötü alışkanlıklarının tesirinde kalmadılar. Ağaçla, öküzle konuşulur mu, medeniyetsiz? Onlar ilkel topluluklarmış. Öyle öğrettiler. Onlara, yani milyonlarca Musevi’yi, Budist’i, Müslüman’ı dinleri farklı oldukları için, milyonlarca Protestan’ı, Bogomil’i Protestan olmadıkları, milyonlarca zenciyi beyaz olmadıkları için öldürmeyi bilmeyen şu vahşilere biz ilkel insanlar diyoruz. Onlara, yani şık hanımefendiler güzel görünsün diye milyonlarca hayvanı kürkü için öldürmeyenlere, fabrika artıklarını derelere, göllere, denizlere akıtarak canlıları zehirlemeyen, nesillerini tüketmeyen, binlerce türün yok oluşuna göz yummayanlara, kendilerine sunulan ilâhî lütfu, tabiata saygı duyanlara biz ilkel insanlar diyoruz. Adamlar yaşamak için bir hayvanı öldürdükleri için mutsuz olurken, başka adamlar kürkü bozulmasın diye yavru fokları beyzbol sopasıyla kafalarını kırarak öldürüyorlar. Şimdi söyleyin bakalım, medeniyet nedir? İlkel toplum neye denir, ilkel insan kime denir? Sakın yamuk cevap vermeyin. Ben bir Feneryolu Aborijiniyim. Adamı pişirmeden yerim.