Tekno-feodalizmi irdelerken enformasyon toplumunu klasik dönemden ayıran, bilginin üretiminin toplumsal yapıların merkezine geçmesi idi. Sanayi toplumu büyümeyi hedeflerken, enformasyon toplumu teknolojik gelişmeyi hedeflemektedir. Toplumun enformasyonla yoğun ilişkisini belirleyen iki temel özellik; üretim biçimini enformasyon teknolojilerinin gelişimi ve yayılması ile altyapısını bu üretim biçiminden en üst düzeyde verim almaya odaklamasıdır şeklinde tarif etmiştik.
İşte yapay zeka, büyük veri, algoritmalar ve nesnelerin interneti(ağları) birleştiğinde, bireyin bilişsel öğrenme kapasitesinden suç işleme ihtimaline veya kredi çekme kapasitesinden organ nakline uygun olup olmadığına kadar geniş bir yelpazede algoritmalar ortaya çıkmaktadır.
Bu neyi gösteriyor derseniz, algoritmalar günümüz bireyini sardıkça özgür seçim kavramı ve tabi ki demokrasi sorgulanmakta(tüm ülkeler için) bireyler kendi bünyesel özellikleri(habitus)dışında bir eylem alanına sahip olamamakta, toplumdaki mevcut eşitsizlik ve ayrımlar sürdürülmeye devam etmektedir. Algoritmalar ve yapay zeka bireyin önüne yeni imkanlar da sunabilmekte, kendini geliştirmesi için yakalayabileceği fırsatları önüne koyarak kişinin öğrenim imkanlarını arttırmakta da kullanılmaktadır. Günümüzde dijital teknolojiler ne ütopyacı bakışın ne de teknoloji karşıtı(ludist) bir yaklaşımın anlamlandıramayacağı ölçüde hızlı gelişmektedir.
Bu yüzden sosyal bilimciler, dijitalleşme, enformasyon ve ağların dönüştürdüğü toplumda doğru bir analiz için bu kavramlara yönelik derin bir anlayışa sahip olmak durumundadır. Ezcümle eski feodaliteyi toprak bağlılığı, yenisini veri ve algoritma bağımlılığı belirliyor. Bu düzende emek, dijital çağ sermaye sahiplerine bağımlı kılınırken giderek yalnızlaştırılıyor.
Tam bağımsız bir ülke olabilmenin en önemli koşullarından biri çok sesli ve dış unsurların güdümünde olmayan bir medyadır. Yani özellikle ana akım medya bir ülke için emniyet sübapıdır. Çünkü evrensel habercilik kuralları işler. Algoritmalarla yönlendirme azdır. Çok seslilik vardır.Tecrübeli ve yıllarını bu işlere vermiş insanlar içerik üretir. Tabii ki ana akım medyada da zaman zaman yanlışlar ve hatalar olabilir. Ancak zaten her şey kurallara tabi olduğu için kısa sürede aksiyon alınır.
Dikkat edilirse soğuk savaş müddetince üzerine titrenilen “hür dünya” ve “demokrasi” güzellemeleri, Milenyumdan bu tarafa o zamanki hassasiyetleri mumla aratacak şekilde kaybolmuştur. İngiliz siyaset sosyoloğu Colin Crouch’un “post demokrasi” tanımı, çağın özünü ortaya koyar: seçimler sürer, kurumlar işler görünür; ancak gerçek iktidar giderek dar bir elitin elinde yoğunlaşır ve yurttaş, karar veren değil, sürece dahil edilen bir figüre indirgenir. Bu durum, emeğin doğrudan üretimden uzaklaşıp kullanıcı davranışlarını yönlendiren dijital etkileşim(tıklama, beğenme, paylaşma, yorum yapma, ekranda kalma süresi, arama yapma) süreçlerine kaydırılmasına işaret eder. Kitleler üretici değil, seyirci; yurttaş değil, takipçi konumuna itilmiştir. Bu düzende emek de edilgenleştilir. İnsan kendisini sürecin parçası sanırken, kararlar güç odakları tarafından şekillendirilmiştir.